BİR ÇOCUK DOYAR, PEKİ BİR KÜLTÜR NASIL YAŞAR?
- 3 dk okuma
- 280 okunma
- 38 yorum
- 14 paylaşım
Çocuklarımıza yemek yediriyoruz ama yediklerinin hikâyesini anlatıyor muyuz?
Bazen en büyük özeleştiri, insanın kendine dönüp bakmasıyla başlar. Ben de bugün bir şef ve gastronomi kültürüne gönül vermiş bir birey olarak kendime şu soruyu soruyorum: Çocuklarımıza sadece yemek mi yediriyoruz, yoksa o yemeğin hikâyesini de anlatıyor muyuz?
Evde kurulan sofra, geleceğin bilinçli bireylerinin yetiştiği en önemli alanlardan biridir. Çocuğun yediği yemeğin hangi yöreye ait olduğunu bilmesi, o yemeğin arkasındaki emeği anlaması ve israfın sonuçlarını öğrenmesi; gelecekte daha bilinçli bir birey olmasına katkı sağlar. Yarın başka bir ülkede yaşasa bile kendi mutfağını tanıması ve kültürel kimliğini koruması, çocukluk yıllarında edindiği bu bilgilerle mümkün olabilir.
Biz Gastro Sanat Eğitim Kulübü olarak bu bilincin yaygınlaşmasını, ailelerle birlikte çocuklara yemek kültürünün anlatılmasını önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü yarının sofrası, bugün anlattığımız hikâyelerle şekillenecek.
Yemek Yapmak Kadar Kültürünü Aktarmak da Değerli
Biz yemekleri anlatırken aslında geleceğin zihnini inşa ediyoruz. Bir çocuk, yıllar sonra bir restoranda yemek yerken çocukluğunda duyduğu hikâyelerin izini sürüyor olacak. Bizim anlattığımız küçük hikâyeler, yarının mutfak kültürüne saygı duyan bireylerinin yetişmesine katkı sağlayacak.
Katma değer yalnızca yemeği yapmakla değil, onun anlamını ve kültürünü gelecek nesillere aktarmakla da oluşuyor. İşte bu yüzden sofrada kurduğumuz her cümle, yarının sofrasına yapılan bir mirastır.
Sofrada Başlayan Bilinç, Hayata Taşınır
Bir düşünelim… Akşam yemeğinde çocuğumuzun önüne bir tabak yemek koyuyoruz. Peki, o yemeğin hikâyesini ne kadar anlatıyoruz? Örneğin, sofradaki pilavın hangi yöreye ait olduğunu, pirincin nasıl yetiştirildiğini, tarladan sofraya gelene kadar kaç aşamadan geçtiğini hiç konuşuyor muyuz? Bir çorbaya giren sebzelerin nerede yetiştiğini, mevsiminde tüketilmesinin neden önemli olduğunu veya geleneksel bir yemeğin geçmişten bugüne nasıl ulaştığını çocuklarımızla paylaşıyor muyuz?
Aslında bunun için özel bir eğitim ortamına, uzun anlatımlara ya da büyük organizasyonlara ihtiyacımız yok. Bazen ailece yemek yerken kuracağımız birkaç cümle bile yeterlidir. Çocuğumuzun merak etmesini, soru sormasını ve yediği yemeği tanımasını sağlamak, zamanla onun düşünce dünyasında bir yer oluşturur. Bugün yalnızca dinlediğini düşündüğümüz bir bilgi, yıllar sonra bir restoranda yemek seçerken, bir yemeği değerlendirirken veya kendi çocuğuna yemek hazırlarken yeniden karşısına çıkabilir.
Bazen Bir Hikâye, Bir Yemeği Sevdirmeye Yeter
Çocukluğumdan hatırladığım çok güzel bir örnek var: Temel Reis ve ıspanak. Bir çizgi film kahramanının ıspanak yiyerek güçlenmesi, kuşkusuz pek çok çocuğun hafızasında yer etmiştir. Benim için de unutulmayan bir çocukluk hatırası olarak kaldı. Belki o günlerde bunun bir yemek kültürü aktarımı olduğunu düşünmüyorduk ama bir hikâyenin, bir karakterin ve bir anlatının yemeğe bakışımızı nasıl değiştirebildiğini bugün daha iyi anlıyoruz. İşte çocuklarımıza yemekleri sevdirmek için de bu gücü kullanabiliriz. Bir yemeğin hikâyesini anlatmak, onu bir karakterle ilişkilendirmek veya geçmişinden ilginç bir ayrıntıyı paylaşmak, çocuğun o yemeğe karşı merakını artırabilir. Böylece yemekler yalnızca tüketilen besinler olmaktan çıkar; çocukların hafızasında yer eden, anlam kazanan ve zamanla kendi kültürlerinin bir parçasına dönüşen değerlere dönüşür. Belki bugün Temel Reis'in ıspanağıyla başlayan bir merak, yarın bir çocuğun Türk mutfağındaki yöresel yemekleri araştırmasına, yeni lezzetler denemesine ve öğrendiklerini kendi çocuklarına anlatmasına kapı açacaktır. Çünkü bazen bir yemeği sevdirmek için uzun uzun anlatmaya değil, hafızada iz bırakacak doğru bir hikâyeye ihtiyaç vardır.
Diliyorum ki her aile, çocuklarıyla kurduğu sofralarda yemeklerin hikâyesini paylaşsın; o hikâyelerden çıkarımlar yaparak çocuklarımızın bilinç dünyasında mutfağımızın, yemeklerimizin ve kültürümüzün değerini yaşatsın. Çünkü bugün çocuklarımızın zihnine ektiğimiz her küçük hikâye, yarın Türk mutfağını yaşatacak büyük bir mirasa dönüşebilir.
Şef Ahmet Metin Yıldırım
Gastro Sanat Eğitim Kulübü Genel Sekreteri